Yaşar ŞİMŞEK Yazyor..GEÇ KALMIŞ BİR BAHAR YAZISI
Eklenme Tarihi : 10 Mayıs 2011, 12:19
GEÇ KALMIŞ BİR BAHAR YAZISI
Kırılganlıklarımız oldu çoğu kez hayatın kıvrımlarında, dokunmaya kıyamadığımız nergisler açtı baş ucumuzda.
Görmediğimiz, duymadığımız kokular bürüdü etrafı yine. Dumanların arasından maviler belirdi ardı ardınca.
Sustuk ve bütün sessizliğimiz kâinata renkler, kokular saldı. Adını bilmediğimiz çiçeklerle bezendi etrafımız.
Durup dinlenmeksizin bahar yağmurları yağdı, derelerin çağıltısı koyulaştı. Sonra bir yalnızlık çöktü akşamüstü düşüncelerimize.
Uykularımızdan bahar kokularının mahmurluğuyla uyanır olduk.
Bahar, böylesine tomurcuklanan bir mevsimin adıdır. O an gelir ve sen hayata başkaca manalar yüklersin.
Yeni umutlardan, yeni düşlerden bahsedersin. Baharın esintileri sana yeni kapılar aralar, geçmeye kıyamazsın.
Havalar yeni yeni ısınmaya, çiçekler yenice açmaya, ağaçlar tazecik yeşillenmeye başlar.
Aldırış etmeden geçmek ne mümkün. Şairin de dediği gibi “oysa meramımız başkaca şeyler söylemek”tir. Baharın ruhuna yakışan özge şeyler söylemek.
Son yıllarda ise mevsimlerin özü/anlamı değişti. Ağız tadıyla doya doya yaşayamadık mevsimleri.
Nisanda kara kıştan değme soğuklarla buz tuttu ellerimiz. Kireç kesildi yüzümüz.
Küresel ısınma denilen şey bizi de mevsimleri de etkiledi. Şöyle eskilerden kalma bir kara kışımız olmadı. Doya doya kar topu oynamayı bırak, şöyle bembeyaz karlar üzerinde yürümeyi/yuvarlanmayı özler olduk.
İlkokulda duvarlarda asılı mevsim şeridi gözden kaybolmaya, unutulmaya yüz tuttu. Sınıflarda, öğretmeninden minicik elleriyle söz isteyen, “Mayıs geldi, hala soba yakıyoruz” serzenişinde bulunan sesler yükselir oldu.
Bahar geldi, gelmesine ama onun da tadı/tortusu kırık gibiydi. Soğuk ve puslu ayrıntılarla kapladı etrafımızı. Koca koca sis bulutları çökünce vadilere, avcılardan ürkercesine başlarını yuvalarına saklayan kuşlar konuk oldu düşlerimize.
Ve nihayet bahar geldi…
Gizli bir dil içinde ve bütün bilinmezliğiyle. Hüzünlü, mahzun ve yorgun aylardan/günlerden sonra…
Sıradan bir bahar günü kıvamında, ama bütün neşesi ve coşkusuyla.
Soğukların, ağır aksak gurbet yollarına düşmüşlüğün, tüm güzelliği, tazeliği ve yeşilliği ile baharın kapımızı çalma zamanları vakitsizliğiyle.
Evlerimizin bahçesindeki meyve ağaçlarının, nihayet geçmiş sabahların erken saatlerinde karar verdiği beyaz gelinliği dallarına giydirmesiyle.
Usul usul, biraz da şaşkın, biraz tereddütler içinde tomurcuklanmaya çalışan küçük süs bitkilerine inat, olanca güzelliği ile baharın cıvıltısına birdenbire merhaba diyen çiçekleriyle.
Baharın tebessümleri çıka geldi ve yapışıp kaldı dudaklarımıza. Bir küçük tortusu belirdi yanaklarımızda.
Geçen yılki kuru ve susuz yazdan kalma çimlerimiz de yavaş yavaş kendini göstermeye, yeşilinin renkli tonları ve olanca güzelliği ile hayatımızı süslemeye başladı.
Çimler üzerinde koşuşturmaya, çiçeklenen ağaçların dallarına tırmanmaya, kar beyazı süslerini koklamaya, bu güzel bahar sabahındaki yeniden doğuş sevincine ortak olmaya geldik bir bahar gününde.
Ve sonra…
Yurdun birçok yöresinde çoktan açmıştır kır çiçekleri, erik ağaçlarının dalları çoktan gelin duvağı güzelliğine bürünmüştür.
Koyunlar, kuzular çoktan kırlara yürümüştür, kelebekler, böcekler, karıncalar çoktan merhaba demişlerdir bahara. Leylekler de geri dönüp, bacalarda, ağaçlarda, yüksek direkler üzerindeki yuvalarını onarmaya başlamışlardır çoktan.
Koca koca apartmanların karşısında yükselen söğüt ağaçlarının salkım saçak dalları da kavaklara nazire yaparcasına erkenden yeşillenmeye, gözlerimize ta hazan mevsimine kadar sürecek hoş bir manzara sunma hazırlığına çoktan girişmişlerdir.
Memleket dağlarında karlar erimiş, küçük dereler coşmuş, yayla çiçekleri olanca güzelliği ile yamaçlara serpilmiştir şimdi.
Bir serin rüzgâr eser, bir cesur Atmaca seğirtir şimdi doruklarına tepelerin, bir çoban kızı kuzucuklarıyla gülümser bahara...
Bahar, mutluluklar taşır hüzün kokan her birimizin hayatına, gözlerimizden tebessüm, ruhumuzdan yaşama sevinci dağıtır nice soluk benizlerin bakışlarına.
Ve son söz olarak güzel insan ve şair Cahit Koytak’ın şu dizeleriyle anlamını bulur ülkeme geç gelen bahar:
Kim ne derse desin, güzel şeyler oluyor bu ülkede;
güzel şeyler olacak, olmak zorunda artık.
Rüzgârı tutabilir misiniz, sorarım size?
Gök gürültüsünü susturabilir misiniz?
Yağmuru durdurabilir misiniz,
Baharı durdurabilir misiniz, sorarım size?
Bakın, dağları bombalayabilirsiniz, bu doğru;
dağları bombalayabilir, otları, çiçekleri,
ağaçları yakıp yok edebilirsiniz;
kuşları öldürebilirsiniz,
geyikleri, yaban keçilerini...
ama baharı durdurabilir misiniz, sorarım size?
Tarlaları, bahçeleri, şehirleri çitlerle,
duvarlarla bölebilirsiniz, tamam,
kafaları, kalpleri ve ruhları mayınlı fikirlerle,
mayınlı sınırlarla bölebilirsiniz,
ama sınırın iki yanına da aynı anda,
aynı renklerle ve aynı çağıltılarla
baharın gelişini önleyebilir misiniz, sorarım size?
10.05.2011
Yaşar ŞİMŞEK
ysimsek@caybasihaber.net